16 Nisan 2013 Salı


Balköpüğü ile Güzel bir Kapalıçarşı Gezisi Yaptık...


Kapalı Çarşı Turu | Alaluxa ile Altın Yapımını Keşfettim!
Kapalı Çarşı deyince aklımıza ilk gelen şey altın. İstanbul'da oturan birisi için ifade ettiği şey genelde bu olsa da aslında orası uçsuz bucaksız bir yer. İnanılmaz tarihi ve güzel bir yapısı var. Mağazalarda sergilenen gösterişli altın takılara geçip giderken bakıyoruz, bazen alırken sıkı pazarlıklara giriyoruz. Ama altının nasıl yapıldığı, nasıl işlendiği hakkında pek bir bilgimiz yok, Alaluxa.com'la küçük bir gezintiye çıktık. Bakın neler öğrendim...


Gün içinde kısıtlı zamanım olduğu için ve haftanın en yoğun günlerinden Cuma gününe denk geldiğim için tüm aşamaları maalesef göremedim, gördüklerim bu aşamalardan yalnızca ikisi ama siz de yazıyı okuduğunuzda inanılmaz emek gerektiren bir iş olduğunu anlamak hiç zor değil.


İlk olarak kalıptan çıkan ürünün üstüne taş mıhlama sanatına şahit olduk, yani o üzeri pırlantalı yüzükleriniz, bilezikleriniz, kolyeleriniz bu ustaların yani mıhlayıcıların elinden çıkıyor.


Dişçilerin de dolgu yaparken kullandığı şu sevimsiz sesler çıkaran aletler burada harikalar yaratıyor. Aşağıda gördüğünüz kahverengi hamur kıvamındaki şey öncelikle ısıtılıp, ürüne uygun şekil veriliyor, sonra sertleşiyor.


Bu yılan şeklindeki şey yüzük. Önce üzerine delikler açılıyor, sonra o delikler taşa uygun şekilde ayarlanıyor. İlk merak ettiğim bu aralıkları nasıl hesapladıkları, milimetrik olarak hesaplanıyormuş ama o kadar çok yaptıkları için gözleri alışmış, artık aynı oranda taşları dizebiliyorlarmış. Zaten çalışan ustalar çocukluktan beri bu işi yaptıkları için gerçekten usta durumdalar.


Sonra deliklerin üzerine bu minik pırlantalar tek tek monte ediliyor. Bu iş gerçekten hiç bana göre değil, azıcık bir şeye sabit kalsam hemen darlanıp sıkılıyorum, nasıl sabır gerektiren incik cincik bir iş baksanıza.


Alttaki fotoğrafta soldaki yüzüğün taşları işlenmiş, sağdakininse delikleri ayarlanmış taşları yapıştırılacak. Yılan sevmem ama bu yüzükler çok hoşuma gitti, çok da satılıyormuş.


Bu da yüzüğün taşları bitmiş hali, tabi daha işlemlerden geçmesi gerek, farkındaysanız renk satışa uygun değil henüz.

İşte benim atölyede bayıldığım iki yüzük. Pembenin altınla uyumuna bayıldım. İlkinin taşlarının işlemesi ne kadar da uğraştırıcıdır kim bilir. Böyle mağazalarda gördüğümüzde hangimizin aklına gelir ki bu kadar göz nuru olduğu.




İkinci ustamız da Cilacı. Yaptığı işi ürüne makyaj yapma olarak nitelendiriyor, yani son rötuçu. Ürünü istenilen renge göre ayarlıyor. Hani zamanla rengi deforme olan altınlarımızı kuyumculara götürüyoruz ya, işte o işi yapan bu ustalar.


Bizim için daha detaylı anlatmak adına son rötuş için gelen bu bilekliği nasıl beyaz altına çevirdiklerini aşamalı olarak gösterdiler.





Bu kapların içinde kimyasal maddeler var, gelen altını rengine göre kimyasalını hazırlayıp onun içinde bir süre bekletiyorlar.






Ve son olarak bileklik böyle renk değiştirip satışa uygun hale geliyor. Çok enteresan değil mi? :)


Bu yüzük de siyah altın. İlk kez öğrendiğim bir şey bu da. Altının da siyahı olur muymuş? Hoş gözüküyor ancak benim bildiğim altın ya sarı olur ya beyaz :))


Altının geçtiği son iki aşamayı gördük, belki tekrar gidip sizler için diğer aşamaları da fotoğraflarım :) Gördüklerim karşısında çok şaşırdım, aslında bilmediğimiz çeşit çeşit meslekler var.
Daha sonra Kapalı Çarşı'nın meşhur limonatasını içip tostunu yedik :) Alaluxa ekibi beni çok güzel ağırladılar. Son durak olarak Alaluxa'da da satılan Topall markasının Kapalı Çarşı'daki yerine gittik. Bakın orda neler beğendim..


Bu yüzük gerçekten çok kibar ve ele çok yakışıyor. Üzerindeki taşlar pırlanta. Ayrıca Alaluxa'nın web sitesinde de satılıyor. Buraya tıklayıp inceleyebilirsiniz.

Bu iki kolyeyi de çok beğendim ama şu kalpli olan tam benlik. Baksanıza nasıl güzel. Onun da üzerindeki taşları pırlanta. Buradan inceleyebilirsiniz.



Bu mor kalsedon gümüş kolye de inanılmaz şık duruyor. Kalsedonunun ruhu ve inancı olumlu şekilde etkilediği, uyku sorununu düzelttiğine inanılıyor. Bu güzel kolyeye de buradan ulaşabilirsiniz.

Bu kırmızı küpeleri de çok sevdiiim. House of J markasından, gümüş ve fiyatı da 145 TL. Sitede taksit imkanı olması da çok güzel. Buradan bakabilirsiniz.


Son olarak size kendi Fancy Silver şeker küpelerimle veda ediyorum :) Benimkiler de Alaluxa'da mevcut, buradan bakabilirsiniz.

Bu hafta Kapalı Çarşı'yı gezip altının nasıl işlendiğini, nasıl satışa hazır hale geldiğini öğrendim. Benim için çok keyifli bir tur oldu. Sizler nasıl buldunuzz? :) Beğendiklerimden sizin ilginizi en çok hangisi çekti?
 
http://www.balkopugutasarim.com/2013/04/kapali-carsi-turu-alaluxa-ile-altin-nasil-yapilir.html

11 Şubat 2013 Pazartesi


Elmaslar birçoğumuzun rüyalarını süsleyen evrenin sonsuz ışıltıları... Mücevher ile olan yolculuğum sırasında gözlemlerim genelde bana bu ışıltının erkeklere çok birşey ifade etmediği ama kadınların büyük bir kısmının hayranlıkla baktığı, hatta bakmaya doyamadığını, elmasların onları alıp başka diyarlara götürdüğünü gösterdi. Gördüğüm manzara karşısında elmasların Allah’ın kadınlara bir başka lütfu olduğunu düşündüm hep.

Benim açımdansa mücevhere en çok anlam kazandıran kullandıkça her mücevherin ister büyük ister küçük olsun aslında birçok anı biriktirmesi ve sonrasında nesilden nesile aktarılmasıdır. Bazen büyüklerimizden yadigar kalan küçücük bir parça bile kocaman elmaslara bedeldir bizler için.


Büyük küçük tüm elmasların yolculuğu da aslında aynıdır. Gördüğümüz o küçücük taşlar dünyanın derinliklerinden nice zorluklarla çıkartılır. Kanada, Avustralya, Rusya ve tabii ki Afrika’da bulunan bu madenler lastiğinin içine yetişkin bir insanın rahatlıkla oturabileceği kadar büyük kamyonlarla dairesel biçimde kazılarak 1.2 km çapına kadar ulaşan büyük çukurlardır çoğu zaman. Bu resimde gördüğünüz kırmızı okun az önce bahsettiğim kadar büyük bir kamyon olduğunu düşünürsek, bu madenin ne kadar devasa bir boyutta olduğunu anlayabiliriz.



Buradan nice zorluklarla çıkartılan bu elmaslar öncelikle taş ve topraktan ayrılıyor. Sonrasında kalitelerine ve yapılarına göre asorti ediliyor. Daha sonra ancak kesim için hazır hale geliyor ki aslında bu bile daha işin başlangıcı sayılabilir.
Elmas kesimi çok ayrı ustalık ve tecrübe gerektiren özel bir expertiz alanı. Her usta her taşı kesemediğinden özellikle büyük taşlar mevzu bahis olduğunda üzerlerinde bazen aylarca düşünülerek kesim kararı verilebiliyor. Bu arada çok merak edilen bir ayrıntıya da değinmeden edemeyeceğim. Elmas ve pırlanta farkı bana sıkça sorulan sorular arasında olmuştur her daim. Elmas ve pırlanta aslında aynıdır. Pırlantanın özü elmastır. Madenden çıkan ham haline elmas denir. İşlem görürken bazı elmaslar 57 fasetli şekilde kesilir. Elmasın bu şekilde kesilmiş haline pırlanta denir. Yani aslında halk arasında bilinenin aksine pırlanta bir kesim şeklidir.


Dünyanın en meşhur pırlanta kesim ustalarından Gabi Tolkowsky aslında taş kesimi konusunda büyük bir tecrübeye sahip bir aileden geliyor. Akrabalarından bir tanesi az önce bahsettiğimiz 57 fasetli yuvarlak pırlanta kesimi bulan kişidir. Gabi Tolkowsky ise kesmiş olduğu büyük pırlantalarla mücevher dünyasında ün kazanmıştır. Dünyanın en büyük pırlantalarından 545.67 ct (yani 109.13 gr) ağırlığındaki Golden Jubilee Diamond’ı kesmiş ve daha sonra De Beers firması bu muhteşem pırlantayı Tayland Kralı Bhumibol Adulyadej’e satmıştır. Sarı-kahverengi arası bir renktedir. Değerinin 12 milyon usd’a yakın olduğu tahmin edilmektedir. Yıllar önce Türkiye’ye geldiğinde Bay Gabi ile yaptığımız bir sohbette bu taşı kesebilmek için haftalarca düşündüğünü, hesaplar yaptığını ve birçok farklı yaklaşımdan sonra Cushion Cut dediğimiz (yastık kesim) şeklinde kesmeye karar verdiğini anlatmıştı.



Hepimizin bildiği, Topkapı Sarayı’nın gözdesi Kaşıkçı Elması ile ilgili ise kesimine dair detaylı bilgimiz olmamasına rağmen, elmasın el değiştirme hikayeleri çok enteresan. Efsaneye göre: 1774 yılında Pigot adında bir Fransız subayı, bu elması Hindistan'ın Madaras Mihracesi'nden satın alıp Fransa'ya götürür. Bir zaman sonra tekrar satılığa çıkartılan elması Napolyon'un annesi satın alır ve uzun süre göğsünde taşır. Ne var ki, Napolyon sürgüne gönderildiği zaman, oğlunu kurtarabilmek için, annesi de elması mecburen satılığa çıkartır. İşte o sırada, Fransa'da bulunan Tepedelenli Ali Paşa'nın bir adamı, paşa adına 150 bin altın ödeyerek elması satın alır ve paşaya getirir. Sultan 2. Mahmut zamanında, Tepedelenli Ali Paşa, devlete karşı ayaklandığı gerekçesiyle öldürülür, paşanın varlıklarına el konulur ve nesi var nesi yoksa Osmanlı Hazinesine gönderilir. Böylelikle, Napolyon'un annesinden satın alınan "Kaşıkçı Elması" hazineye girmiş olur.



Dünyanın derinliklerinde daha bizi hangi büyük elmaslar bekliyor bilemesek de aslolan güzel hatıralarla onları taşıyabilmek...

1 Şubat 2013 Cuma



 Genç ve Başarılı Modacı Begüm Salihoğlu ile Sevgililer Günü Öncesi Alaluxa Sohbeti...


Alaluxa 2013 yılında Kapalıçarşı'nın kıymetli ustalarının özel tasarımlarını internet kullanıcılarıyla buluşturmak üzere bir yolculuğa çıktı. Bu özel tasarımların yanı sıra müşterilerimizin hayalini kurdukları ama bir türlü bulamadıkları kendi tasarımlarını da hayata geçirmelerini amaçladık. Bu anlamda Alaluxa tasarımcılarıyla iletişime geçip hayallerini gerçeğe dönüştürmeyi planlıyoruz.

Siz de butik çalışan, genç ve kısa zamanda ciddi bir kitleye kendini tanıtabilmiş bir tasarımcısınız.

1. İlk mücevherinizin hikayesini bizimle paylaşır mısınız? (Ne zaman aldınız, kim aldı, nasıl bir parçaydı, resmi varsa paylaşabilir misiniz?, ne kadar taktınız, anılarınız neler?)
İlk mücevherim rahmetli dedemin anneme 18. yaş gününde verdiği elmas bir kolyeydi. Annem de bana 18 yaşıma geldiğimde takmıştı. Çok gündelik takılabilecek çok zarif bir kolye. Zincirin üzerinde üç tane elmas taş yanyana duruyor, hala takıyorum, diğer bütün takılarım arasında manevi değeri benim için en yüksek olan parçadır çünkü yerine koyulamaz. Annemin gençlik resimlerinde de boynunda hep bu kolye vardır, baktıkça dedemi çok özlüyorum. 





2. Çok başarılı bir genç modacısınız. Bu sezon koleksiyonunuzda hangi tarza, hangi renklere ağırlık verdiniz?

Teşekkürler. Ilkbahar-yaz sezonunda en cok kullandığım renkler pastelin oksijen halindeki tonları olan buz mavisi, lila, limon sarısı, şeftali rengi, uçuk yeşil. Bu renkleri siyah danteller ile karıştırdım ve ortaya çok hoş ve fresh bir spor-barok görüntü çıktı. Yine her sezon olduğu gibi bu sezonda hem kokteyl elbiselerinden ve ipek gömleklerden oluşan hazır giyim koleksiyonumuzla hem de gelinlik ve gece kıyafetlerinin bulunduğu couture koleksiyonumuzla farklı bir tat yakaladık. 

3. 2013 yılının moda ve taki trendleri nelerdir?

2013 yazında taze bir görüntü yakalamak, kesik formlarla spor bir görünümde olmak ama aynı zamanda barok detaylarla modayı kişiselleştirmek çok ön planda.  Mesela hem kesimiyle hem kumaşıyla çok sportif, girik omuz bir elbise giyip sadelikten cok uzak ve biraz daha gösterişli (statement olarak adlandırdığımız) bir kolye takarak bu görüntüyü elde elebilirsiniz. 


4. Kendi kiyafetlerinizi tasarlarken nelere dikkat edersiniz? Nelerden ilham alırsınız?

Kendi kıyafetlerimi tasarlarken hiçbir şeye dikkat etmem açıkçası çünkü o bir anlık bir histir ve ne zaman geleceği hiç belli olmaz. Bu yüzden gezmeye, yeni yerler keşfetmeye, bilinçaltımı beslemeye ve etrafımdaki görselliğe çok önem veririm. Bu seneye çok seyahat ederek başladım, bundan sonra gelecek olan koleksiyonları da heyecanla ben de bekliyorum, güzel şeyler çıkacak. Geçen sene eşimle yaptığımız romantik Capri ve Positano seyahatim bu yaz koleksiyonuma renkleriyle ilham verdi. Hepsi cıvıl cıvıl, iç açıcı, mezuniyetler için özellikle çok dinamik ve romantik bir koleksiyon ortaya çıktı. 

5. Sevgililer Günü'ne özel koleksiyonunuzdan hangi parçalari sayabiliriz? Özellikle akşam kutlama yapacaklara hangi kıyafetlerinizi tavsiye edersiniz?

Sevginin, aşkın rengi kırmızı ve bordodur, ateş rengidir ve o akşam bir kutlama yapılacaksa tabii ki kırmızının tonlarından gidilmelidir. Bu vücudu saran mini bir elbise olabilir veya diz altı kalem etek gelen bir elbise olup sırtı bele kadar açık dekolte olabilir. Daha maskülen bir tarzınız varsa bordu sigaret bir pantalon ve bele oturan bordo bir blazer ceket giyip, içinizde bluz olmadan sadece uzun zincirli bir kolye de takabilirsiniz. 

6. Alaluxa kendi kıyafetine göre mücevher tasarlama ve bu tasarımları hayata geçirme imkanı sunan bir mecra. Sevgililer Günü koleksiyonunuzdan en sevdiğiniz parçaya nasıl bir mücevher tasarlamayı hayal edersiniz?

Sevgililer günü için hazırladığım parçalardan favorim olan iki elbiseyi de "İntikam" dizisinde Şahika karakteri giyindi. İzleyenler hatırlarsa kollarında kırmızı dantel detayı olan, danteli tenin üstünde gibi duran bir elbise vardı. Mesela o elbise için sadece yakuttan oluşan damla şeklinde bir küpe tasarlamayı hayal ederdim. 






Sevgililer Gunu'ne ozel Alaluxa'da hangi markalardan halihazırda var olan hangi urunleri tavsiye edersiniz?

Eğer o gece boynu kapalı bir elbise tercih ediyorsanız Topall'ın pırlantalı kıvrımlı pembe altın küpelerini tercih edebilirsiniz.  House of J'den mor kalsedon taşlı siyah kolye ise favorim, gömleğinizin yakasını açarak ve üstten sarkıtarak harika bir hava elde edebilirsiniz. 









7. 2013 trendleri doğrultusunda kendi koleksiyonunuzda öne çıkan parçaları Alaluxa koleksiyonundan hangi mücevherlerle kombinlemek istersiniz?

Kendi koleksiyonumdaki pastel renkli parçaları pembe prenses gümüş küpe (house of J) ile kombinler, siyah mini elbiseleri oval gece ışıltısı gümüş küpe (house of J) ile kullanırdım. Sedef rengi ve siyahın muhteşem uyumu kıyafet ile yarışmadan her daim hoş bir hava verir.  




8. Kendi hayatınızda mücevher seçiminizi nasıl yaparsınız? Kıyafetlerinizle mücevherleri kombinlerken nelere dikkat edersiniz?

Ben tek bir parçaya odaklanmaktan yanayım, yani bir sürü parçayı birlikte kullanarak birbiriyle yarıştırmayı ve çok göze carpmasından hoşlanmam. Bir düğüne gideceksem ve küpe takıyorsam küpenin gözalıcı olmasını önemserim ve evlilik alyansımdan başka birşey takmam.  Veya bir gerdanlık takacaksam küpe veya bilezik kullanmam. Kendi mücevherlerim daha art deco dönemi yansıtan tasarımlar, daha cok sadelikten yanayım ancak bir t-shirt veya gri bir kazak giyip çok gösterişli bir küpe takıp insanları şaşırtmayı severim :) 




9. Birçok diziye elbise verdiğinizi gözlemledik. Hangi dizilerde yer aldınız? En çok hangi oyuncunun kıyafetlerinizi taşımasından keyif alıyorsunuz?

Son dönemde 'İntikam' ve 'Kuzey Güney' gibi beğenerek izlediğim ve kıyafetlerimizi iyi taşıyacağına inandığımız oyuncuların hepsine sponsoruz. Kuzey Güney dizisinde zaten sıkça yer alıyorduk ve geçen sezon Banu karakterinin gelinliğini de couture ekibimizle birlikte tasarladık, hatta prova sahnesinde de ben kendimi oynadım. Bade İşçil, Beren Saat, Arzu Gamze Kılınç, Serenay Sarıkaya, Nebahat Çehre en çok kıyafetlerimi üzerlerinde görmekten keyif aldığım oyuncular.  


10. Tasarım genelde çok pahalı ve erişilmez olarak algılanır. Alaluxa'nın felsefesinde "ulaşılabilir kaliteli tasarım" sloganı da var. Alaluxa'da 45 tl den 15.000 tl ye kadar takılar bulmak mümkün. Sizin koleksiyonlarınızda fiyat aralığınız nedir?

Bizim iki farklı koleksiyonumuz var. Biri daha ulaşılabilir olan hazır giyim koleksiyonumuz: kokteyl elbiseleri, ceketler, ipek tunik ve gömleklerin yer aldığı; diğeri couture koleksiyonumuz yani gece elbiseleri, gelinlikler, after-party gelinliklerinin yer aldığı koleksiyonumuz.  Hazır giyimde 250 TL den başlayıp 2950 TL'ye kadar geniş bir fiyat skalamız var. Couture de ise 3000 TL den başlayıp, "sky is the limit" diyebileceğimiz bir fiyata kadar, işçiliğe göre değişen bir limitimiz var.  

11. Burcunuz nedir? Size iyi geldigine inandığınız bir taş var mı? Bu taşı taşıyor musunuz?

Koç burcuyum ve yükselenim Kova. Her ikisinin de bütün özelliklerini taşıyorum. Bana iyi geldiğine inandığım bir taş Zümrüt demek istiyorum ama heralde bütün kadınlara bu taş çok iyi gelir :) Özelliğinden dolayı mı bilmiyorum ama rengi kendimde en çok sevdiğim taş. Evimde ise Jeogem'den aldığım bayağı büyük bir Amethyst taşım var, eve pozitif enerji verdiğine inanıyorum. 

12. Dünya çapındaki mücevher markalarından hangisini en çok beğenirsiniz?
En çok Cartier'nin 1920 ler dönemini beğeniyorum, hepsi birer rüya gibi. Bir de 'De Grisogono' tasarımları ve 'Graff' ın sarı pırlantaları favorim. 

27 Ocak 2013 Pazar


Kadınlar genellikle düğün, doğum gibi çeşitli vesilelerle kendilerine hediye edilerek mücevher sahibi olabiliyorlardı. Kadının statüsüne göre kullandığı mücevherler de değişkenlik gösteriyordu. Aynı günümüzde olduğu gibi mücevherini satarak hayır yapan Valide Sultan’lar veya dara düştüğünde mücevheri ile ailesinin temel ihtiyaçlarını gidermeye çalışan fedakar anneler içinse mücevher bir birikim vesilesiydi.

Her ne kadar mücevherin merkezi padişahlardı desek de kadınların mücevher gelenekleri o kadar güçlüydü ki günümüzde bile birçoğumuz farkında olmadan Osmanlı mücevher geleneğini sürdürüyoruz. Halkası tamamlanmadan ortası açık bırakılan ve bu sayede her bileğe uyum sağlayan burma altın bilezikler, sıra sıra elmas taşların dizilmesiyle meydana gelen günümüzde de aynı isimle anılan “akarsu” bilezikler, özellikle elmas severlerin mutlaka bir takımına sahip oldukları “divanhane çivisi” motifli yüzük, kolye ve küpeler hatta Osmanlı’da sıkça kullanılan hilal motifli mücevherler de gerek klasik gerekse modern mücevher severlerin ilgisini çekmeye devam ediyor.

26 Ocak 2013 Cumartesi



Osmanlı’da mücevher padişah merkezliydi. En önemli ve en fazla sayıda mücevher padişahlar için özenle üretilmekteydi. Bunların bir kısmı padişahlar tarafından bizzat kullanıldığı gibi kayda değer bir kısmı da çeşiti vesilelerle hediye edilirdi. Osmanlı Hanedanı’nın hediyeleşme kültürü her daim ilgimi çekmiştir. Padişahlar çevresindekileri çoğu zaman birşeylere teşvik etmek veya onurlandırmak, ödüllendirmek için hediyeler verirlerdi. Hediyelerin şıklığı, güzel işçiliği ve tabii ki muhteşem taşlarının parlaklığını görünce insanın o devirlere dönüp hediyeleşmenin bir parçası olası geliyor...